Datça’ya üçüncü gidişimdi. İlk yolculuğum 2012 yılında gerçekleşmişti. O ziyarette Aktur Kamp Alanı’nda, ormanın içindeki bungalovlarda kalmıştık. Aradan geçen yıllarda yurt içinde ve yurt dışında pek çok farklı yere gitmemize rağmen Datça, hafızamda kalan yerlerden biri oldu.
Bunun tek bir nedeni yok sanırım. Ormanın içinde uyanmak, temiz havayı solumak, denize yakın olmak ve birkaç günlüğüne kalabalıktan uzaklaşmak bir araya gelince Datça’yı unutmak kolay olmuyor.
Ovabükü’ne yeniden dönmek
Datça’ya ikinci gelişimiz 2022 yılındaydı. Bu kez Ovabükü’nde bulunan Demlik Camping’de kendi çadırımızla kaldık. Kamp sırasında tanıştığımız insanların sıcaklığı ve bölgede geçirdiğimiz sakin günler, bu tatilin hafızamızda ayrı bir yer edinmesini sağladı.
Dört yıl sonra, 2026’da yeniden aynı yere döndük. Önceki ziyaretimize göre daha uzun kalacak ve Ovabükü’nde acele etmeden vakit geçirecektik.
Bir kamp alanına ikinci kez gitmek, ilk deneyimde güzel bulduğunuz ayrıntıları yeniden görme fırsatı veriyor. Çadırımızı tekrar kurduğumuzda bölge artık tamamen yabancı gelmiyordu. Nerede denize girmek istediğimizi, çevrede nasıl vakit geçirebileceğimizi ve günün hangi saatlerinde dinlenmenin daha keyifli olduğunu az çok biliyorduk.
Bu tanıdıklık hissi, üçüncü Datça yolculuğumuzu biraz daha rahat ve sakin hâle getirdi.
Ovabükü’nün denizi ve suyun altındaki hayat
Ovabükü’nün denizinin, bugüne kadar gördüğüm denizler arasında özel bir yeri var. Deniz maskesiyle yüzmeyi ve suyun altını izlemeyi sevdiğim için, kıyıdan biraz açılıp balıkları gözlemlemek tatilin en keyifli anlarından biriydi.
Burada hayatımda ilk kez denizin içinde yüzen bir kalamar gördüm. Çok uzun sürmeyen bu karşılaşma, geziden aklımda kalan en belirgin anlardan biri oldu.
Bazen bir yolculuğu unutulmaz yapan şey büyük bir etkinlik değil; denizde karşılaşılan bir canlı, akşamüstü kıyıda geçirilen kısa bir zaman veya daha önce hiç fark edilmemiş küçük bir ayrıntı olabiliyor.

Datça’da gece gökyüzü
Datça’da beni en çok etkileyen şeylerden biri de gece gökyüzüydü.
Şehirde alıştığımız ışık kirliliğinden uzaklaşınca yıldızlar çok daha belirgin görünüyordu. Başınızı kaldırdığınızda gökyüzünün ne kadar geniş olduğunu yeniden fark ediyorsunuz. Biraz abartılı gelebilir ama böyle bir manzaranın altında insan kendisini Andromeda’ya komşu gibi hissedebiliyor.
Gündüz deniz ve çevredeki koylar öne çıkarken, akşam olduğunda tatilin havası değişiyordu. Gün boyunca bir yerlere yetişme düşüncesi olmadan, yalnızca gökyüzünü izleyerek vakit geçirmek Datça’da yaptığım en basit ama en sevdiğim şeylerden biriydi.

Ovabükü’nden Palamutbükü’ne
Ovabükü’nde kaldığımız sırada Palamutbükü’ne de gittik. Bizim ziyaretimizde alışveriş ihtiyaçlarımızı Palamutbükü’nde karşılamak daha kolay oldu. Kamp alanına dönmeden önce eksiklerimizi tamamlayıp çevrede biraz yürüdük.
Bu kısa yolculuğun benim için en güzel kısmı badem ağaçlarının arasından geçmekti.
Kuzey Ege’de zeytin ağaçlarının arasında yürümeyi seven biri olarak, Datça’daki badem ağaçlarında benzer ama farklı bir güzellik buldum. Zeytin ağaçlarının tanıdık görüntüsünün yerini burada badem ağaçları alıyordu. Yol boyunca bu ağaçları görmek, bölgenin kendine özgü doğasını daha yakından hissettirdi.
Yolda karşılaştığımız eşekler
Datça’da araçla ilerlerken yol kenarında serbestçe dolaşan eşeklere rastladık. Bazen yola yaklaşabildikleri için özellikle virajlarda ve görüşün azaldığı bölümlerde dikkatli gitmek gerekiyor.
Onları çevrede bu kadar rahat dolaşırken görmek, Datça yolculuğunun beklemediğimiz ama aklımızda kalan ayrıntılarından biri oldu.
Zaten Datça’ya kadar gelmişken aceleyi biraz geride bırakmak gerekiyor. Yolda karşınıza çıkan küçük sürprizler de yolculuğun bir parçasına dönüşüyor.
Eski Datça’nın taş sokaklarında
Datça yolculuğumuz sırasında Eski Datça’ya da uğradık. Taş sokaklar, begonviller ve küçük dükkânlar bölgenin diğer duraklarından farklı bir atmosfer oluşturuyor. Can Yücel’in izleriyle karşılaşmak da burada geçirilen zamana ayrı bir anlam katıyor.
2026 ziyaretimizde, özellikle yoğun saatlerde Eski Datça’nın oldukça kalabalık olduğunu gördük. Daha sakin bir yürüyüş yapmak isteyenler için günün erken saatleri veya yoğun sezon dışındaki dönemler daha uygun olabilir.
Biz sokaklarda dolaşıp çevreyi izledik ve kısa bir mola verdik. Datça merkezde de akşam yemeği yiyebileceğimiz ve günün geri kalanını geçirebileceğimiz farklı seçenekler bulduk.

Datça’da bademin farklı hâlleri
Datça’da gezerken bademle yalnızca ağaçlarda karşılaşmıyorsunuz. Badem yağı, badem kolonyası, bademli dondurma ve badem kullanılan farklı yiyecekler bölgede dikkatimizi çeken ürünler arasındaydı.
Yine de benim için bademin en güzel hâli, ağaçların arasında yürürken gördüğüm hâliydi. Dallardaki ve toprağa düşen bademler, bölgeyle ilgili aklımda kalan küçük ayrıntılardan biri oldu.
Bir yeri hatırlatan şey her zaman oradan satın alınan bir ürün olmuyor. Bazen yürürken görülen bir ağaç veya yol kenarında fark edilen bir ayrıntı, yıllar sonra bile o bölgeyi yeniden hatırlatabiliyor.

Datça’da geçirdiğimiz günlerden kalanlar
Üçüncü ziyaretimde Datça’nın benim için yalnızca denizden ibaret olmadığını yeniden fark ettim.
Ovabükü’nde kurduğumuz çadır, suyun altında gördüğüm kalamar, gece gökyüzü, badem ağaçları, yol kenarında karşılaştığımız eşekler ve Eski Datça’nın taş sokakları bu yolculuğun farklı parçalarıydı.
Datça’da sürekli yeni bir yere yetişmek veya günü etkinliklerle doldurmak zorunda hissetmedim. Bazı günler denize girmek, çevrede biraz yürümek ve akşam gökyüzünü izlemek yeterliydi.
Belki de üç farklı zamanda buraya dönmemizin nedeni buydu: Datça, birkaç günlüğüne de olsa günlük hayatın hızını geride bırakabildiğimiz yerlerden biri oldu.
